Per. Nis 18th, 2024

BARIŞ, İNSANLIĞIN SADECE ÖZLEMİ DEĞİL EN HAYATİ İHTİYACIDIR!

3 min read

BARIŞ, İNSANLIĞIN SADECE ÖZLEMİ DEĞİL EN HAYATİ İHTİYACIDIR!

Almanya’nın 1 Eylül 1939’da Polonya’yı işgal etmesiyle başlayan II. Dünya Paylaşım Savaşı’nda 50 milyonun üzerinde insan ölmesi, kentlerin yıkılıp gözyaşı ırmaklarının akmasıyla insanlık tarihine geçen 1 Eylül Dünya Barış Günü, bu yıl belki her zamankinden anlamlıdır.

 

Savaşlar eskiden olduğu gibi resmi işgalle sürdürülmüyor olsa da, emperyalistler böl-parçala-yönet ve kaynaklarını sömür doktrinini Ortadoğu’da en kanlı biçimiyle sürdürmektedir.

 

Bir laboratuvar deneyi gibi Ilımlı İslam safsatasını yaratan dış güçler, nasıl “demokrasi götürüyoruz” diye girdikleri Irak’ı harabeye çevirdiyse, bugün de komşularımız olan Suriye ve Afganistan’da Irak’ın bozuk para gibi harcanmasından önce yaşadığı huzursuzluk hakimdir.

 

Bölgede bir güç olmayı emperyalistlerin maşası olmakla karıştıran iktidar nedeniyle söz konusu huzursuzluk vatanımızı ve içinde yaşayan bizleri de etkilemektedir.

 

Gözümüzün nuru olan Mehmetçik, emperyalist güçlerin eğitimli köpeklerini bile tahliye ettiği savaş bölgelerinde AKP’nin ABD’ye yaranma sevdası yüzünden hala görev yapmaktadır. Başlatmadığımız ve tarafı olmadığımız bu savaşta ateş, ne yazık ki Türk Bayrağı asılı tek pencereli kerpiç evlerimize düşmektedir.

 

Türkiye dahil dünyanın gelişmiş birçok ülkesinin resmen terör örgütü saydığı medeniyet düşmanı Taliban’ın bugün AKP’nin baş kurmayları tarafından olumlanması, kapıdaki tehlikenin sinyallerini vermektedir.

 

Kız çocuklarını köle, eğitimi şeytanın işi, insan hayatını basit gören Taliban ile “inanç olarak aramızda bir fark yok” diyenler, bu ülkenin aydınlık yüzünü ne denli umursamadığını bir kez daha göstermiştir.

 

Hemen yanı başımızdaki bu savaş halinin yarattığı bir diğer olumsuzluk ise vatanımıza sirayet eden kontrolsüz göç dalgasıdır.

 

Bilerek kevgire çevrilen sınırlarımızdan giren insanların savaşzede mi yoksa Taliban’ın uyuyan hücreleri mi olduğunu bilememek halkımızda haklı bir tedirginlik yaratmaktadır.

 

Bir denetim yapılmadan, gelenleri insani koşulların hüküm sürdüğü kamplarda bekletip değerlendirmeden toplumsal yaşamımıza enjekte edilen bu göç dalgasının yaratacağı sosyolojik ve ekonomik sonuçların öngörülmediği ya da umursanmadığı da acı bir gerçektir.

 

Türkiye, AKP döneminde halkının yüzde 70’ine yakınının asgari ücretle çalıştığı, kayıtsız işciliğin arttığı, afetlerde bile halka yardım etmek bir yana dursun İBAN verilip para istendiği bir ülke haline gelmişken, bu göç dalgasına göğüs germenin iyileştirici bir etkisi olmayacağı, hatta gelen insanların da perişan olacağı açıktır.

 

“Yurtta sulh, cihanda sulh” sözüyle barış konusunda dünyaya örnek olan Atatürk’ün kurduğu ülkemiz, ne yazık ki barış ile değil başkalarının yürüttüğü savaşların enkazlarını üstlenmekle uğraşır olmuştur.

 

Oysa ulusumuz, emperyalizme karşı verdiği kurtuluş mücadelesinde savaşın ne kadar korkunç olduğunu, yıkımını, kan ve gözyaşını çok yakından ve derinden yaşamıştır. Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, “Bir ulusun hayatı söz konusu olmadıkça savaş bir cinayettir.” diyerek, savaşın insanlık için yıkım ve felaket olduğunun altını çizmiştir.

 

Eğitim-İş olarak, bu gerçekleri anlatmaya, barışın ve savaşın Atatürk’ün gösterdiği yoldan olmadıkça gerçek ve kalıcı olamayacağını söylemeye devam edeceğiz.

 

Bu 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün, başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın değişik coğrafi bölgelerinde sürmekte olan şiddet ve terör eylemleri için bir son, bir milat olmasını diliyor, insanlığın kardeşçe yaşayabileceğine dair olan inancımızı koruyoruz.

 

Şairin dediği gibi:

 

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

 

Ve bir orman gibi kardeşçesine

 

Bu hasret bizim!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir